11 Aralık 2017 Pazartesi

Göle Yas - Turgay Erdener

"Göle Yas" kaybetmeden yakılan bir ağıt. Burdur Gölü ölmesin diye bir araya gelen binlerce yüreğin çabası, dileği...

Besteciler vokal müzik üzerine çalıştıklarında, genelikle önce bir şiir veya metin seçer, bunun üzerine müziği yapılandırırlar. Ancak bu yapıtta süreç tam tersinden başlamış;
Yönetmen Şafak Türkel, Turgay Erdener ile çalışırken bestecinin eserleri içinde Goethe'nin Faust oyununun Yas Şarkısı çok dikkatini çekmiş ve Göle Yas için bu müziğin dönüşmesini çok istemiş.

Durum böyle olunca var olan müziğin üzerine şiir yazılması gibi oldukça zorlu bir durum oluşmuş. Bu noktada da Burdur'lu şair Gonca Özmen'in bu müzik ile yolculuğu başlamış. "Göle Yas" sayesinde lise yıllarından beri görüşmediği eski dostu Şafak Türkel ile yolları yeniden birleşen Özmen, eski dostu göle de yeniden kavuşuyor; onun için yazıyor bu sefer:

GÖLE YAS


Kök ver

Eski bir gölsem kuytuda
Azaldıysam gün be gün

Uzundur dindiysem
Bitiverecekmiş olduysam

Sonsuz bir girdapta uyuyorsam
Örtük sözün ve tenin altında

Ağırsam kalbime
Susakaldıysam dipte derinde

Ses ver

Uzun bir zılgıtsam
Beklemiş, gecikmiş ve kekre,

Ölüyorsam sicim sicim akmaktan
Karaysam şimdi kapkara kederden

Kurum tutmuş, tükenmeye durmuşsam
Bitkin düşmüşsem beklemekten

El ver


Göle Yas, ilk kez 27 Eylül 2014 günü Ertuğrul Oğuz Fırat Koromuz tarafından seslendirildi.
Sonrasında da defalarca seslendirdik bu eseri. Ancak en kıymetli icralarımızdan biri 6 Aralık 2016 tarihinde, Turgay Erdener hocamızın SCA “2016 Yılı Vakıf Onur Ödülü Altın Madalyası” ödül töreninde gerçekleşti:



Sevda Cenap And Vakfı Kurullarının oybirliği ile; Son kuşak çağdaş-evrensel Türk Sanat Müziği bestecilerinin ilki ve kuşkusuz kuşağının öncülerinden olarak Turgay Erdener, “Geniş bir çağdaş müzik türleri dağarını özenle işlemiş, pek çok türde özgün eserler vermiş; bu yönüyle kendisinden sonra gelen genç bestecilere esin kaynağı olmuş, öncülük yapmış besteci ve eğitimcimiz” olması nedeniyle “2016 Yılı Vakıf Onur Ödülü Altın Madalyası”na layık görülmüştür.

6 Aralık 2017 tarihinde de, bu ödülün en kıymetli aşamalarından biri olan "kitap" okuyucularla paylaşıldı. Bu kitapta yer alan Cd'de, Ertuğrul Oğuz Fırat Korosu'nun ödül töreninde seslendirdiği "Göle Yas" kaydı da var.



Çiğdem Aytepe'nin buraya özetini aldığımız yazısının tamamını Çiğdem'in Koro Yazıları blogunda okuyabilirsiniz.

27 Kasım 2017 Pazartesi

Trois Beaux Oiseaux du Paradis - Maurice Ravel

28 Temmuz 1914'de I. Dünya savaşı başlamış, Ağustos ayında Fransa'da seferberlik ilan edilmiştir. Ravel, orduya yazılma konusunda çelişki içindedir. Bir yandan yurttaşlık görevini yerine getirmek isterken, diğer yandan kardeşi de askere yazıldığı için yaşlı annesini Paris'te yalnız bırakmak istemez.

Çelişkilerin ardından Ağustos sonunda vatani görev arzusu ağır gelir. Annesinin çekeceği üzüntünün vicdan azabını taşımakla birlikte, orduya başvurur.

Gereken ağırlığın iki kilo altında olduğu için kabul edilmez.

Aylar süren ısrarlı başvuruları sonunda Mart 1915'de 13. topçu alayına kabul edilir.
İşte bu ara dönemde Ravel, savaşanlara destek olmak için başka yollar bulur.

Yaralılara gönüllü yardımcılık yapmasının yanında müzik yazarak kendini vatanı için çalışmaya adar; La Valse, La Cloche Engloutie, Le Tombeau de Couperin ve Trois Chonsons bu dönemde çalıştığı eserler arasındadır. Ancak besteci, büyük bir üzüntü ve yalnızlık içerisindedir:
En yakın arkadaşlarından en az dördü Fransa'yı savunurken hayatlarını kaybetmiştir. Cephede savaşan kardeşi ve diğer arkadaşları için endişe hissetmektedir.

Bazı arkadaşları ona "ulusal görevini müzik yazarak yerine getirdiği için bu konuda üzülmemesi gerektiğini" söyler, ama bu düşünce onu teselli etmez.

Ravel, Trois Chansons'u yazmaya 1914 sonbaharı biterken başlamış, Şubat 1915'de tamamlamıştır.
Eserin birinci ve üçüncü bölümleri masalsı havaları ile ikinci bölümden çok farklıdır;
'dolaylı olarak' savaş döneminin kayıpları ve hayal kırıklıklarını yansıttıkları düşünülebilir. Ancak ikinci bölüm "Trois Beaux Oiseaux du Paradis - Cennetin Üç Güzel Kuşu" doğrudan savaşa değinir ve bestecinin ruh halini yansıtır.

Kayıplarının matemini tutan Ravel, hayal kırıklıklarının ve orduya kabul edilmemesinin üzüntüsünü yaşamaktadır:


"Cennetin Üç Güzel Kuşu” - Ertuğrul Oğuz Fırat Korosu, 22 Mayıs 2014.

Ravel, Trois Chansons'da Fransız rönesans geleneğini ve vokal çizgilerini yansıtan bir koro yazısı kullanmıştır. Bu yazı çok şeffaf, duru bir su gibidir. Tüm aralıklar ve çizgiler kendilerini net bir şekilde duyururlar.

Trois Chansons, Noël des jouets dışında Ravel'in sözlerini kendi yazdığı tek eseridir.

İkinci bölümde Ravel şöyle bir kurgu oluşturmuştur:

Genç kız, savaşa giden sevdiğinin haberini üç cennet kuşuna sorar...
Bu kuşlar gök mavisi, kar beyazı ve kan kırmızı renktedir:
Fransız bayrağının renkleri.

Her biri genç kıza sırasıyla haber getirirler:
Mavi kuş, sadakat dolu mavi bir bakış,
Beyaz kuş, genç kızın bembeyaz alnına kardan daha saf bir öpücük,
Kırmızı kuş, ölüm habercisi kıpkırmızı bir yürek getirir...

Savaşın bedelini...

Ravel, cennetin üç güzel kuşunu; sadakat, saflık ve kendini vatanına adamak ile tasvir etmiştir.

CENNETİN ÜÇ GÜZEL KUŞU

Cennetin üç güzel kuşu
(Benim sevgilim savaşta)
Cennetin üç güzel kuşu
Buradan geçti…

İlki gökyüzünden daha maviydi
(Benim sevgilim savaşta)
İkincisi kar rengiydi…
Üçüncüsü parlak kırmızı

Cennetin küçük güzel kuşları
(Benim sevgilim savaşta)
Cennetin küçük güzel kuşları
Bana ne haber getirdiniz?

"Ben, gök mavisi bir bakış getirdim…"
(Sevgilin savaşta)
"Ben ise, güzel alnının üzerine
kar renginde bir öpücük, kardan daha da saf…

Cennetin parlak kırmızı kuşu…
(Benim sevgilim savaşta)
Cennetin parlak kırmızı kuşu,
Peki ya sen ne getirdin?

"Sevgi dolu, kıpkırmızı bir kalp…"
(Sevgilin savaşta)
Ah! Kalbim buz kesti…
Onu da alıp götür…


Metinde yer alan parantezler, satırların bütünlüğü içinde dikkat çekiyor: Bu parantezler sürekli olarak vurgulanan bir yalnızlık duygusu içeriyor; "Benim sevdiğim savaşta" ve "senin sevdiğin savaşta" acıtırcasına altı kez tekrarlanıyor, çünkü Ravel'in başta kardeşi ve pek çok yakını savaşta, kendisi de cephede olmayı gönülden dilemektedir.
O dönemde Ravel'in çağdaşı pek çok besteci, eserlerinde doğrudan propaganda ve alenî bir sembolizm kullanırken, Ravel daha çok dolaylı bir sembolizmi tercih etmiştir.

Roger Nichols'a göre, mavi, kırmızı ve beyaz renkte cennet kuşları, -o dönemde çok kez ifade edilen şekilde- "Dalgalanan bayrağın altında savaşan" Fransız askerleri olarak anlaşılabilir.

Nichols, Ravel'in "Kalbim buz kesti... Onu da alıp götür…" sözlerini şöyle sorguluyor;
Ravel'in arzusu cepheye gönderilmek. Onun için cennet, ölüm sonrası göksel bir alan değil; o an cephede olmak. Bestecinin "benim de kalbimi al" sözü bir yandan cephede olma isteğini yansıtırken, diğer yandan da en yakın arkadaşlarının kaderine ortak olmak, onlar gibi canını feda etmek isteğini ifade eder.

Çiğdem Aytepe'nin buraya özetini aldığımız yazısının tamamını Çiğdem'in Koro Yazıları blogunda okuyabilirsiniz.

13 Kasım 2017 Pazartesi

A Peine Défigurée - Francis Poulenc

A peine défigurée, iki büyük ismin sanatsal anlayışının ürünüdür: Paul Éluard (1895-1952) ve Francis Poulenc (1899-1963). Eser, Poulenc'in 1936 yılında tamamladığı, eşliksiz karma koro için "Sept Chansons" (7 şarkı) albümü içinde yer alır.



Eluard'ın şiirini inceleyecek olursak, ifadelerin hem günlük hayatın çok içinde, hem de bir o kadar ruhsal koridorların derinliğinde olduğunu görebiliriz. A Peine Défigurée, Eluard'ın 1932 yılında basılan kitabı, "La vie immédiate" içinde yer alır.
Asım Bezirci’nin çevirisiyle, Yeni Bozulmuş:

À Peine Défigurée
Adieu tristesse,
Bonjour tristesse.
Tu es inscrite dans les lignes du plafond.
Tu es inscrite dans les yeux que j’aime
Tu n’es pas tout à fait la misère,
Car les lèvres les plus pauvres te dénoncent
Par un sourire.

Bonjour tristesse.
Amour des corps aimables.
Puissance de l’amour

Dont l’amabilité surgit
Comme un monstre sans corps.
Tête désappointée.
Tristesse, beau visage.
.
. . Yeni Bozulmuş
Hoşça kal hüzün
Hoş geldin hüzün
Tavan çizgilerinde okurum seni
Sevdiğim gözlerde okurum
Yoksul da sayılmazsın hani,
En solgun dudaklar bile seni söyler
Gülümseye gülümseye seni

Hoş geldin hüzün
Sevilen vücutların aşkı
Aşkın gücüsün

Nasıl da sevimli yapar
Gövdesiz deve benzeyen
Umutsuz başı
Senin güzel yüzün
Ey hüzün


Form yapısının ve öğelerinin serbest, esnek kullanımı, Poulenc'in kompozisyonlarının en dikkat çekici özelliklerinden biridir. Besteci, şiirin ihtiyaçlarına göre form öğelerini organize eder.

Bu yapıtta da böyledir; şiirin anlaşılırlığı ön planda olduğundan, Poulenc'in pek çok yapıtında olduğu gibi fazla kontrpuan içermeyen, homofonik bir yapı vardır. Kısa müzikal cümleler, şiirin akışına göre organize olmuş, müzikal benzerlikler ve farklılıklar şiire bağlı akmıştır.
Poulenc'de ani ve uzak tonal atlamalara çok rastlansa da bu eserde tonal akış oldukça durağandır. Eserin tonalitesi fa minör parça boyunca sürmüş; sadece arada -ilgili majörü- la bemol majöre uğramıştır.

Ancak bu durağanlık içerisinde dahi sürekli bir kıpırdanış hissedilmektedir. Besteci, henüz daha parça başlarken, "Hoşça kal hüzün: fa minör / Hoş geldin hüzün: fa majör" zıtlığını kullanmaktadır. Çok kısa bir eser olmasına rağmen, solo partilere ve renklere ayırdığı önem dikkate değerdir. Tonal olarak çok uzaklara gitmese de, akorları koro partilerine yerleştirişi ile tınıyla istediği gibi oynamakta ve rahatlıkla atmosfer değişimi yaratmaktadır.

Poulenc'in besteciliğinde müzikal derinlik ve teknik çok kuvvetlidir. Yapılan analizlerle, eserleri ortaya koyan pek çok bilgi ve Poulenc'in imzası denilebilecek çok sayıda tutarlı veri ortaya çıkmıştır, çıkması da doğaldır.

Çiğdem Aytepe'nin buraya özetini aldığımız yazısının tamamını Çiğdem'in Koro Yazıları blogunda okuyabilirsiniz.

11 Haziran 2017 Pazar

3. İzmir Polifonik Korolar Festivali

3. İzmir Polifonik Korolar Festivali

Ertuğrul Oğuz Fırat Korosu Dinletisi
11 Haziran 2017, Pazar
Hikmet Şimşek Sanat Merkezi, Karşıyaka/İzmir

Ertuğrul Oğuz Fırat Korosu, Mozart Akademi'nin düzenlediği 3. İzmir Polifonik Korolar Festivalinin 13.00 oturumuna katıldı.
Konser programımız:
  1. Göle Yas
    Turgay Erdener
  2. Sonbahar Rüzgarı - karma koro için 3 şarkı (Japon şiirleri üstüne)
    Onur Özmen
  3. Avcı
    Ertuğrul Oğuz Fırat
  4. Lakodalmas
    György Ligeti
  5. Turot Eszik A Cigany
    Zoltan Kodaly
  6. Bahçalarda Mor Meni
    Gaziantep Türküsü - düzenleme: Çiğdem Aytepe


Katılımcı her koronun, çeşitli başarı kriterlerinden biriyle ödüllendirildiği festivalde Ertuğrul Oğuz Fırat Korosu da "Entonasyon, Homojenlik ve Koro Tınısı Başarı Ödülü" ve "Mozart Akademi Özel Ödülü"ne layık görüldü.

2 Mayıs 2017 Salı

HÜADK 81. Yıl Uluslararası Kültür Sanat Festivali

HÜADK 81. Yıl Uluslararası Kültür Sanat Festivali

İlk Gün Kapanış Konseri
2 Mayıs 2017, Salı - 18:30
HÜ Ankara Devlet Konservatuvarı
Konser programımız:
  1. Göle Yas
    Turgay Erdener
  2. Sonbahar Rüzgarı
    1. Sonbahar Rüzgarı
      Onur Özmen, şiir: İwasa Toichiro
    2. Uzaklardasınız
      Onur Özmen, şiir: Fukuhara Kiyoshi
  3. Avcı
    Ertuğrul Oğuz Fırat
  4. Turot Eszik o Cigany
    Zoltan Kodaly
  5. Nachtwache - Op.104, No.1
    Johannes Brahms
  6. Madrigali ad un Dolce Usignolo
    Adriano Banchieri

11 Kasım 2016 Cuma

Ertuğrul Oğuz Fırat'ı Anma Gecesi

Ertuğrul Oğuz Fırat'ı Anma Gecesi

11 Kasım 2016, Cuma- 18:30
Erimtan Müzesi, Ankara



Ertuğrul Oğuz Fırat hocamız için düzenlenen anma gecesi, onun müzikleri, şiirleri, resimleri ve anıları ile dopdolu bir etkinlik oldu.

Çağdaşsanat severler ile hep birlikte Erimtan Müzesi'nde buluştuk; samimi ve yüksek düzey bir konser ile çağdaş sanatı ve Ertuğrul Oğuz Fırat hocamızı yaşadık.

Konserde Fırat'ın "Liszt'i Anış" eserini seslendiren ülkemizin çok kıymetli piyanistlerinden Mehmet Okonşar, eser öncesi yaptığı açıklamalarda aslında müzik edebiyatında bugün en sevilen bestecilerin kendi zamanlarının öncü ve marjinal bestecileri olduğunu vurguladı; Ertuğrul Oğuz Fırat'ın "avant-garde" yönü ile çağdaş müziğimize olan etkisinden bahsetti.

Biz de, hocamızın hatırası için müzik edebiyatının öncü bestecilerinden eserler seslendirdik; armonik buluşları ile tonalite kavramını bambaşka koridorlara sürükleyen Liszt, müziğin temel parametrelerini neredeyse eriten Ligeti ve gerek efektif yazıları, gerek armonik renkleri ile döneminin ilerici bestecilerinden Banchieri'nin eserleri.

Konserde yer alan genç yorumcular; Erdem Kapusuz, Zeynep Ülbegi, Çağatayhan Daniş ve Melis Soyarslan, derinlikli icraları ile bu kıymetli akşamda hepimize Ertuğrul hocanın müziklerini, Emir Ali Tercan ise şiirlerini dinleme güzelliğini yaşattılar,

Etkinliği düzenleyen Öncü Sanatı Koruma Derneği ve etkinliğe emeği geçen herkese en içten teşekkürlerimizi sunarız.

Mehmet Okonşar'ın Ertuğrul Oğuz Fırat için yaptığı konuşma


Şimdi burada gördüğünüz aksesuarları ve piyanoyu ben çalmaya başlamadan önce küçük bazı düşünceler paylaşmak istiyorum.

Benim hocayla olan temasım oldukça kısıtlı olmuştur; çünkü seksenli yıllarda ve doksanlı yılların başında yurtdışındaydım -öğrenciyken yurt dışındaydım- dolayısıyla hocanın derslerini birebir takip edemedim malesef. Ondan sonra tabi temaslarım oldu.

Fakat Ertuğrul Oğuz Fırat'ın benim için ne ifade ettiğini düşündüğüm zaman, açıkçası bu konser teklif edildiği zaman çok mutlu oldum ve acaba, dedim, kimdir, nedir benim için. Aklıma birden şu fikir geldi: Türkiye'nin Charles Ives'ı.

Şimdi bunu biraz açmam gerekir: Charles Ives kimdir?

Charles Ives 1900'lerin başlarında Amerika'da doğan bir bestecidir. Fakat kendisi aslında profesyonel, yani meslekî açıdan bir besteci değil, bir sigortacıdır. Ve aynı zamanda Amerika'nın da en modernist, en devrimci bestecisidir. Bütün ondan sonra gelen Amerikan besteciler, bir şekilde kendilerine ondan örnek almışlardır.

Şimdi bu Charles Ive gerçekten enteresan bir benzetme, ya da analoji olarak ortaya çıkıyor. Tabi bunu daha da genişletebiliriz, Conlon Nancarrow mesela sayabiliriz. Ertuğrul Oğuz Fırat çizgisinde olan besteciler... Belki öğrencileri bilir, belki dinletmiştir eserlerinden sizlere, onu bilemiyorum ama hocanın bunlara çok duyarlı olduğu kesin. Burada korkusuz bir modernizm var, yani "korkusuz"dan kastım, evet modernizm, çağdaş olmak, modern olmak pek çok besteci ve Türk bestecisi için bir çaba olmuştur ama burada bir korkusuzluk var. Gerçekten burada ben onu hissediyorum. Yani hiçbir şeyden korkmadan önündeki yaratıcı fikri ortaya koyabilmek, ki bu(nu) da mainstream dediğimiz ana akım bestecilerimizde pek göremiyoruz.

Aynı zamanda ekstremist bir besteci. Uçlara gitmekten korkmayan bir besteci.

Peki bu korkusuzluk ve ekstremizm, bunu müzik tarihine baktığımız zaman, o zaman, şöyle de diyebiliriz: Bach da aynı zamanda korkusuz, ekstremist bir besteciydi. Keza Mozart, Beethoven veya Liszt -kendisinden esinlenilmiş bir parçayı çalacağım şimdi- seslendireceğim şimdi- Debussy, Stravinsky, vesaire... Dolayısıyla bu gerçekten çağlara, müzik tarihine isim bırakan bestecilerin en önemli özelliklerinden bir tanesi. Ve ben buna bir de marjinalizmi eklemek istiyorum. Marjinalist çok küçümseyici bir anlam almaya başladı belki son zamanlarda, ama sanatta marjinalizm bence ulaşılması gereken en ileri mertebelerden bir tanesidir. Keza Bach marjinalist değil miydi? Marjinal bir besteciydi. Mozart, aynı şekilde; Beethoven, aynı şekilde... Bunların zamanında marjinal olmayan bestecilerin isimlerini şu anda bilmiyoruz. Bizim bildiklerimiz o devirdeki avangard, marjinal, ekstremist, ve korkusuz, yenilikçi olan besteciler, bugün bizim klasik olarak bildiğimiz besteciler.

Ve bunları hoca, tahmin ediyorum bu kavramları, orada bulunmadığım için derslerinde, öğrencilerine yıllar boyu -bayağı uzun yıllar sürdü sanıyorum o toplantılar- bunların hepsini aktarmış oldu. Çok, çok kayda değer bir şey.

Şimdi eserlerin artık belki de, bundan sonra yapılabilecek bir aşama, sayısal ortama, internet ortamına bir şekilde geçerek ölümsüzlüğe kavuşması. Belki bu yolda çaba göstermeye değer. El yazmalarının taranıp internet kütüphanelerine konulması, belki yapılıyordur zaten, naçizane fikrim.

Şimdi bu çalacağım eser 1986, yani Liszt'in ölümünün yüzüncü yılında, Liszt'in anısına bestelenmiş...

21 Ağustos 2016 Pazar

2016 Cantemus Festivali Üzerine

Çiğdem Aytepe'den Festival Değerlendirmesi


Ertuğrul Oğuz Fırat Korosu olarak, 16-21 Ağustos 2016 tarihlerinde Macaristan’da katıldığımız “11. Cantemus Uluslararası Koro Festivali”nde; Nyiregyahaza ve Rakamaz’da iki konser, Folklorik Konser, Yarışma ve Gala Konseri olmak üzere beş ayrı konser verdik.

Yarışmada Adriano Banchieri, Zoltan Kodaly, Adnan Saygun, Ertuğrul Oğuz Fırat ve Çiğdem Aytepe’nin eserlerini seslendirdik. Yarışmanın sonunda gümüş diplomanın yanı sıra, seslendirdiğimiz Türk eserlerinin performansı ile “en iyi şef yorumu” özel ödülüne de layık görüldük.

Konserlerimizde, A. Banchieri ve Yalçın Tura eserlerinin yanında, koromuzun klasikleşen “bir aşk hikâyesi” başlıklı halk şarkıları dizisini de seslendirdik. Ligeti’nin “Lakodalmas” adlı eseriyle sonlanan kurgumuz, sırasıyla Yunanistan, İzmir, Gaziantep, Küba ve Macaristan’a ait eserlerden oluşuyor ve her eser aşkın farklı bir yüzünü anlatıyor. Büyük ilgi toplayan bu kurguya yapılan yorumlarda; yüksek müzikalitenin yanısıra, “seyirciye eserlerin özünü teatral olarak sunan, ancak müziğin önüne geçmeyen dengeli sahnelemeyle, ideal hareketin yakalanmış olduğu” vurgulananlar arasındaydı.

Normalde neşeli türküleri tercih edeceğimiz folklorik konserimiz için,  ülke olarak yaşadığımız zor günler ve kayıplarımız nedeniyle daha ağır yapıda türküler hazırlamak içimizden geldi.
"Çökertme, Çayeli, Bahçalarda Mor Meni ve Yavuz Geliyor" türkülerimizin yer aldığı programda, folklorik kıyafetlerimizle sahne aldık ve Çökertme türkümüzde zeybek koreografisi kullandık. Yeri gelmişken, bize festival öncesinde kıymetli zamanını ayırarak zeybek figürleri çalıştıran sevgili Adnan Erenler’e, tüm EOF Korosu ailesi olarak teşekkür ederiz. Bas partisi üyemiz Aytekin Erkek’in Çökertme türkümüzdeki solosu ise bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir detay. Sayesinde; provalardan sahneye her icrada, tarihimizin köklerinde hissettik kendimizi. Koro üyelerimiz adına, tekrar “yüreğine sağlık Aytekin Erkek!” demek istiyorum.

Festival’in Açılış ve Gala Konserleri; eşsiz “Cantemus” ruhunun güneş gibi parladığı anlardı. Müziğin coşkusunun herkesi içine alarak dev bir aile haline getirdiği, tüm koroların bir arada olduğu, yüzlerce kişinin birlikte şarkı söylediği eşsiz anları yaşamak, EOF Korosu olarak bu festivale katılma amaçlarımızın başında geliyordu; keyifle yaşadık.

Katılanlar bilir, festival mekânlarında, katılan her ülkenin bayrağı asılıdır, -o ülkeden bir kişi bile gelse! Açılış konserinde de ev sahipliği yapan Cantemus koroları, her koroya, geldikleri ülkeye ait bir şarkı söyleyerek hoş geldin derler. Cantemus ailesinin büyük şefi Denes Szabo, her bir ülkeye bir şarkı ithaf eder! Bizlere de her zaman olduğu gibi (2007’den beri şahit olduğum), harika Üsküdar yorumları ile “hoşgeldiniz!” dediler.

Böyle yüksek bir nezaket ve sevgiyi yaratan korolar, açılış konserini -her zaman olduğu gibi- seyircilere çiçekler dağıtarak sonlandırdılar.

Kapanış (Gala) konserinde; her koro kısa konserini verip ödülünü aldıktan sonra, festivale katılan tüm korolar (yaklaşık 700 kişi), bakır üflemeli çalgılar eşliğinde ortak eserleri seslendirdi. Yaratılan atmosfer ve zarafet, gerçekten eşine az rastlanır güzellikteydi. Ancak festivalin en unutulmaz anlarından biri, yarışma akşamı düzenlenen “night spa” etkinliğinde, tüm koroların bu ortak eserleri , inanamadığım bir kaliteyle “havuzda” söylemesiydi diyebilirim.

Bu festival, 2012 yılında kurulan Ertuğrul Oğuz Fırat Korosu’nun ilk yarışması ve yurtdışı deneyimi oldu. Amacımız, düzeyimizi ilerletmek ve “Cantemus” ailesinin pırıl pırıl coşkusunu yaşamaktı.

Etkinlik öncesi ülkemizde yaşanan sıkıntılı gelişmeler, pek çok üyemizin gelememe olasılığı bizi çok sarstı. Bu süreçte bizi yalnız bırakmayan Öncü Sanatı Koruma Derneği başkanı Sayın Zuhal Selçuk’a yılmaz enerjisi ve desteği için teşekkür etmeyi bir borç biliriz.

Son ana dek yaşadığımız sıkıntılar bizi çok yorsa da, Nyiregyhaza’ya ulaştığımızda, Cantemus ailesinin candan evsahipliği yorgunluğumuzu unutturdu. Bir sürpriz evsahibimiz daha vardı ki, bizlere güler yüzü ve hoşsohbeti ile hep harika hissettirdi. Aksaray Üniversitesi öğretim üyesi, ülkemiz koro müziğine maddi manevi destek ve katkılarını hiç eksik etmeyen Sayın Süleyman Tarman (ayrıca benim ve Meral Mete can arkadaşımın lise yıllarımızdan öğretmenimiz), yarışma jürisi üyelerindendi! Kendisine buradan tüm sevgi ve selamlarımızı yolluyor; candan ilgisi için, yaşadığımız güzel anılar için çok teşekkür ediyoruz.

Bizler, Nyiregyhaza’ya yirmi dokuz kişilik kadromuzdan yirmi beş kişi gidebildik. İlkin Alpay, Selin Özdemir, Sercan Danışman ve Mehmet Kaya arkadaşlarımızın eksikliğini maddi manevi çok hissettik, üzüldük, müzikal olarak da etkilendik.

Ancak konserlere çıkan 25 kişi elinden gelenin en iyisini yaptı. Ankara’da çalışamadığımız detayları Nyiregyhaza’da çalıştık. Elbette iyinin sonu yok ve bu harika festivale “gidebildiğimiz” için, yaşadığımız tüm güzellikler için şükrediyorum.

Bu festivale candan emeklerini koyarak güçlü bir adım atan tüm EOF Korosu ailesine;
En zor anlarımızda yanımızda olan, yardımlarını esirgemeyen tüm yakınlarımıza;
En içten teşekkürlerimi sunarım.

Çiğdem Aytepe